Hızlı Ara
![]() |
|
|
#1 |
|
“Tırmanış yüzde doksan dokuz psikolojiyle alakalıdır!” Evet, hepimiz biliyoruz bunu! Peki, psikoloji başlığı altında yer alan Zihinsel Antrenman yöntemlerinden biri olan Zihinde Canlandırma tekniği hakkında neler biliyoruz? Makalemizde bu tekniği inceliyor, ondan nasıl faydalanabileceğimizi irdeliyoruz.
![]() “Haydi oğlum Ramazan! Göster Mahmut Amcana pipini!” Evet; bazen en ufak şeylere bile görmeden inanmayanlar vardır… Fakat inanmak ile “görmek” arasında bir ilişki olduğunu da yadsıyamayız elbette! Görmeye gereksiniriz ikna olmak için pek çok kez. Kurmaca metin yazar adaylarının da karşılaştığı ilk nasihatlerden biridir bu: “Anlatma, göster!” Ancak o zaman okurlarını inandırabilirsin… Bakın, Murat Gülsoy, “Büyü Bozumu: Yaratıcı Yazarlık1 ” adlı kitabında konuya şöyle bir açıklama getirmiş: “Okuru, bir şeyin gerçekten varmış hissine kapıldırtmanın en geçerli ve kolay yolu göstermektir. Gerçekten de iyi bir yazar ile iyi bir okur bir kitabın kapağı altında buluştuklarında yepyeni bir evren doğar. Okuduğumuz satırlar mürekkep lekeleri olmaktan çıkıp gözümüzle gördüğümüz, burnumuzla kokladığımız, elimizle dokunup, dilimizle tadına baktığımız gerçeklere, varlıklara dönüşür âdeta. Gerçek olmadıklarını bildiğimiz halde okuduklarımızın gerçek olduklarına inanırız2. Ve aradan yıllar geçse bile, sanki mazideki bir anımızmışçasına hatırlarız okuduğumuz eseri. Bunda yazarın olduğu kadar şüphesiz bizim zihin gücümüzün de payı vardır. Hatta kimi kuramcılar, “Dâhi yazar yoktur, dâhi okur vardır,” diyecek kadar ileri gitmişlerdir. Zihnimizi de katarak okuduklarımıza ruh üfleriz bir bakıma. Hamlet’in Türkçe’ye çevirisini yapan Bülent Bozkurt3, kitabın önsözünde bakın ne güzel ifade etmiş: “Her oyun okuru, oyunu bir ölçüde hayalinde sahneye koymak zorundadır.” Okumanın büyüsü de burada değil mi, ya? Shakespeare’in tümceleri boyunca gözlerimiz akıp giderken, imgelemimizi çark ettirerek Danimarka Kral’ı Hamlet’in hayaleti o ayaz yapmış gece yarısı önümüzde belirdiğinde biz de en az oğul Hamlet kadar ürperir, katil amca Kral Calduius’la Kraliçe Gertude’u yan yana görünce en az Hamlet kadar tiksiniriz… Bazen öyle bir dalarız ki eserin içine, gerçekten tüylerimiz ürperir, nabzımız dörtnala koşturmaya başlar, midemiz kelebeklenir… Tıpkı, bizzat oradaymışız gibi! Peki, ama bedenimiz, zihnimizde canlandırdığımız bu yalan dünyaya kanacak kadar saftorik midir? Gerçek olmadığını düpedüz bildiğimiz halde, nasıl olur da bedenimiz olayı gerçekten yaşıyormuşçasına tepkiler gösterir? Zihinsel Antrenman Kişisel Gelişim alanının klasikleri arasında sayılan “Psycho-Cybernetics4” isimli eserin yazarı Dr. Maxwell Maltz, zihinle ilgili ilginç bir tespitte bulunmakta: “Zihin gerçek bir deneyim ile hayal edilerek canlandırılan bir iç deneyim arasındaki farkı her zaman çok iyi algılayamaz.” Diğer bir değişle, zihnimiz, yaşanılan somut bir tecrübe ile hayal edilen bir olayı aynı şeymiş gibi algılar. Deja vu olarak bilinen olay da aslında benzer bir deneyimdir – su yüzüne çıkan zihinsel imajın anılarımızda kayıtlı gerçekten yaşanmış bir olaya mı yoksa daha evvel rüyamızda gördüğümüz ya da düşlediğimiz bir kurguya mı ait olduğunu ayırt edemeyiz. “Yaşamda Ve Sporda Doruk Performans” adlı kitabında Turgay Biçer5 de bu noktaya işaret ederek kurgulanan ve gerçek olan6 deneyimlerin merkezi sinir sistemini aynı ölçüde etkilediğini anlatmaktadır. Buradan şu kestirme çıkarsamayı yaparsak pek de yanılmış sayılmayız: Eğer gerçekçi bir zihinde canlandırma, sistemli şekilde uygulanabilirse, uğraştığımız spordaki performansımızı düş gücümüzün yardımıyla daha da iyileştirebilir, kendimizi daha da geliştirebiliriz. Gelecekte ortaya koyacağımız bir performansı düş gücümüzle önceden programlayabiliriz. Konuyu tırmanış sporu ekseninde açarsak: Eğer, tırmanmak istediğimiz bir rota üzerindeki hamle çözümlemelerimizi zihnimizde gerçekçi bir şekilde canlandırırsak ve bunu doğru şekilde tekrar tekrar zihnimizde bir film gibi oynatırsak, sanki gerçekten de rota üzerinde çalışıyormuşuz gibi bir etki yaratabiliriz. İşte bu yöntem terminolojide Zihinde Canlandırma (İmajinasyon) olarak anılmaktadır; Zihinsel Antrenman kapsamında incelenir ve spor psikolojisi bilimiyle ilişkili olarak karşımıza çıkmaktadır. Kaya Tırmanışı Performansı Ve Psikoloji “Tırmanış yüzde doksan dokuz psikolojiyle alakalıdır!” Evet, hepimiz biliyoruz, az ya da çok tırmanış sporunda psikoloji, aldığımız sonuçlarda gerçekten büyük paydaya sahip. Kim bilir kaçımız fiziksel limitlerimizin altında olmasına rağmen kimi rotaların hakkından bir türlü gelememişizdir. Ya da aksine hiç ummadığımız bir performansı sergileyerek beklemediğimiz bir on-sight çıkış gerçekleştirmiş, kendimizi şaşırtmışızdır… Yadsıyamayız bunu: Kafamızın içinde olup bitenler kimi zaman bizi belimize bağlı dev bir çapa gibi aşağı çeker, kimi zaman da destek olup yukarı itekler. Eric Hörst, Flash Training7 isimli kitabının “Zihinsel Antrenman” bölümünde şöyle yazar: “(…) Bedenimizdeki tüm kaslar daha güçlü ve kuvvetli olabilmek için antrenmana muhtaçtır. Bu prensip, zihnimizdeki kaslar için de geçerlidir.Azıyla çoğuyla hepimiz yaşamışızdır: Hayatımızda ilk kez ipe bağlanıp da yerden metrelerce yükseldikten sonra belimize bağlı şu incecik halatın(!) sağlamlığı, emniyetçimizin bizi tutup tutamayacağı, bir sonraki tutamağa uzanıp uzanamayacağımız, bedenimizin kafamızda hesap ettiğimiz hamleyi yapıp yapamayacağı gibi daha onlarca bilinmezin içinde şapşala döndüğümüz olmuştur. Tüm yolların Roma’ya çıkması gibi, onca bilinmeyen bir araya gelince genelde aynı kaygıyı doğurur: Düşmek korkusu! Gerçekten de tâze bir tırmanıcı için işin psikolojik yanı “Yükseklik Korkusu”ndan çok da başka bir şey ifade etmez ilk başlarda. Fakat bu sporda mesaimiz hatırı sayılır derecede fazlalaştıktan sonra psikoloji taşını kaldırıp altına baktığımızda artık kocaman bir karınca sürüsüyle karşılaşabiliriz. Yükseklik korkusunun belki ismi bile geçmiyordur artık. Onun yerine başarısızlık kaygısı içimizi kemiriyor olabilir, hiç hazzetmediğimiz bir tırmanıcı bilmem ne rotasını bizden önce tırmanacak diye huzurumuz kaçıyor olabilir, beşinci klipten sonraki dinamik hamlede pandülü nasıl keseceğimiz, altıncı klipteki lider düşüşü kısa tutmak için ipi nerede çekeceğimiz sorunsallarına kafa patlatıyor olabiliriz. Tırmanış sporunun içine gitgide daha da girdikçe kafamızı meşgul eden şeyler de artık daha gerçekçi tırmanış unsurlarıyla açıklanabilecek sorunlar olmaya başlar. Bu sorunların üstesinden gelmek için genellikle Psikolojik anlamda bir yaklaşım yeğ tutulmaz, bilakis yabana atılır ve bu sorunlara daha somut eylemlerle –daha fazla tırmanarak, kuvvet antrenmanları yaparak, rejime girerek vs. - karşılık vermeyi deneriz çoğu kez. Fakat bir yerden sonra öyle bir noktaya varırız ki artık ne kadar yoğun tırmansak da, ne kadar ağırlık kaldırsak ne kadar kilo versek de arzu ettiğimiz performans gelişmesini bir türlü elde edemeyiz. Belki antrenman metotlarımız yanlıştır, belki yeterince iyi dinlenmiyoruzdur, kötü besleniyoruzdur… Ama belki de psikolojik anlamda bir iyileştirmenin zamanı gelmiştir. Gerçekten de kişisel limitlerimize yaklaşıp, tırmandığımız dereceleri öteledikçe performansımızda yapılacak ince ayarlar çok daha önem kazanmaya başlar. Tırmanış performansına etki eden altı temel faktörden8 biri olan Psikoloji de işte bize bu ince ayarlar için oldukça çarpıcı imkânlar sunmaktadır. Zihinsel Antrenman İle Geliştirilebilecek Temel Unsurlar Eric Hörst, bu geniş kapsamlı alanın ana başlıklarını altı madde ile çok güzel özetlemiş; buna göre zihinsel antrenman ile geliştirebileceğimiz unsurlar şöyle9 : 1. Motivasyonun sürekliliği 2. Dinlenik (Tâze) Kalabilmek 3. Zihinde Canlandırma (İmajinasyon) Becerisi 4. Odaklanmayı Daraltabilmek 5. Duyguları Kontrol Altında Tutabilmek 6. İdeal Performans Durumunu Yaratabilmek Her bir madde üzerinde uzun uzun yazılıp çizilebilir. Ben bu makalemizde elimden geldiğince “Zihinde Canlandırma (İmajinasyon)” becerisini incelemeye çabalayacağım. Zihinde Canlandırma (İmajinasyon) Becerisi Zihinde Canlandırma çalışması, genel tanımıyla herhangi bir olayı olmasını istediğimiz şekliyle kurgulamak demektir. Bir olayın zihinsel resimlerini sonuçlanmasını arzuladığımız biçimde düş dünyamızda çizer, boyar, âdeta ona ruh katarız. Daha önce değinmiştik; zihin, kimi zaman gerçek bir olay ile hayalde canlandırılan bir olayın ayırtına varamaz. Carpenter Etkisi10olarak adlandırılan bu olay, vücudumuzun zihnimizde şekillenen kurgulara istem dışı tepki göstermesidir. Kafamızda bir tırmanış hamlesini canlandırdığımızda veya bir tırmanıcıyı aşina olduğumuz bir rotanın kilidini geçerken seyrettiğimizde, sanki bu hamleleri biz de gerçekten yapıyormuşuz gibi kaslarımız boyunca elektrik sinyalleri gönderilir. Diğer bir değişle, hayalde canlandırma, bu hamleleri yapmak için gereken tüm motor engramları harekete geçirmektedir. Motor engramların ne kadar şiddetli bir şekilde tetiklendikleri ise bizim hayal gücümüze bağlıdır; zihnimizdeki resimler ne denli gerçekçi olurlarsa motor engramlar o denli kuvvetli uyarılırlar. Bunun sonucu olarak da düşlediğimiz bir tırmanış, hayal olmaktan öteye geçip gerçek bir deneyim olarak belleğimizde yer eder. Böylece bir tırmanış hamlesini ya da hamlelerini hiçbir fiziksel çaba sarf etmeden, sakatlanma riski olmadan tekrarlayabilir, pekiştirebilir, çalışabiliriz. Üstelik fiilen tırmanırken duyduğumuz ve bizi frenleyen pek çok olumsuz duyguyu–lider düşme korkusu, başarısızlık kaygısı vb.- zihnimizdeki resimlerden tıraşlayarak pozitif bir deneyime dönüştürebilir ve bu kafa bulandırıcı düşüncelerden kendimizi arındırabiliriz. Zihinde Canlandırma tekniği üç alt başlıkta incelenmektedir: (1) Dışsal İmajinasyon (2) İçsel İmajinasyon (3) Kinesitetik (Devinduyum) İmajinasyon Dışsal İmajinasyon Zihinde canlandırma teknikleri içerisinde uygulanması en kolay ve dolayısıyla da en yaygın olanıdır. Bu yöntemde kendimizi bir dış gözlemcinin bakış açısından gözlemleriz. Olaya dışarıdan bir gözlemci gibi dâhil olduğumuz için de duyu organlarımız tarafından aktarılacak birçok bilgiden kendimizi nispeten soyutlarız. Örneğin, bir tutamağı tutarken parmaklarımızın duruşunu, hissettiği acıyı, ön kollarımızda biriken laktik asidin şişkinliğini, kalf kaslarımızdaki kasılmayı, kalbimizin çarpıntısını kendimize dışarıdan baktığımız için o kadar da hissedilir şekilde duyumsamayız. Bu bir bakıma kendimizin bir tırmanış videosunu izlemeye benzer. Geribildirimi daha çok gözlerimiz kanalıyla alırız. Buradan hareketle dışsal imajinasyonun bir sonucu olarak kurgu yoluyla oluşturduğumuz zihinsel resimlerin gerçekçilikten, gerçek bir deneyim gibi algılanmaktan uzaklaştığını düşünebilirsiniz. Fakat bu bakış açısının, bizzat tırmanıcının gözünden bakarak gerçekleştirilen zihinde canlandırmaya kıyaslandığında bize pek çok ek bilgi sağladığını göz ardı etmemek gerekir. Örneğin, bir tırmanışı, tırmanıcının gözünden hayal ederken gerçekte hiç de tehlikeli olmayan bir lider düşüş çok daha ürkütücü gözükebilir. Ve gerçek dışı bir korku gütmemize neden olabilir. Oysa bunu bir dış gözlemci olarak irdelediğimizde aslında boşuna kaygılandığımızı fark edebilir ve kendimizi bu gereksiz kaygıdan arındırmak için kendimize telkinde bulunabiliriz. Ayrıca bu bakış açısı bize herhangi bir hamlenin daha önce kendi gözümüzden bakarken fark edemediğimiz dinamiğini çok daha anlaşılır kılabilir. Belki de sıçramaya tereddüt ettiğimiz bir tutamak sandığımız kadar uzakta değildir! ![]() Dışsal imajinasyonun bence uygulamadaki bir zorluğu bedenimizi gerçekçi bir şekilde ölçeklendirmeyi başarabilmek. Yani gözümüzde canlandırdığımız rotanın ebatları ile gene gözümüzde canlandırdığımız kendi ebatlarımız gerçekte olduğu ölçüde bir orana sahip olmalı. Eğer zihnimizde kendimizi olduğumuzdan daha uzun boylu ya da daha kısa olarak rotaya yerleştirirsek rotayı gerçekten tırmanmaya başladığımızda tatsız bir sürpriz ile karşılaşabiliriz. Bu konuda yapılabilecek bir şey, bizle aynı ebatlarda bir arkadaşımızı tırmanırken seyretmek olabilir. Ya da kendimize ait video kayıtlarını izleyip gözümüzü buna alıştırabiliriz. İçsel İmajinasyon Bu yöntem dışsal imajinasyon yöntemine göre uygulanması daha zor ve tecrübe gerektiren bir zihinde canlandırma şeklidir. Çok daha fazla farkındalığa gereksinir. Zihnimizde kurguladığımız bütün olayları artık kendi gözümüzle, kendi kulağımızla, kendi tenimizle, kısaca kendi duyu organlarımız kanalıyla algılıyormuşuz gibi deneyimlemeye çalışırız. Hal böyle olunca da sahip olduğumuz tecrübenin enginliği önem kazanır. Daha önce hayatında hiçbir mikro tutamak tutmayan bir tırmanıcıdan böyle bir tutamağı tuttuğunu çok da gerçekçi şekilde hayal etmesini bekleyemeyiz; parmak uçlarındaki acıyı, eklemlerindeki stresi, elinin alacağı köpek patisine benzer biçimi kurgulamasını bekleyemeyiz… Ne kadar çok tırmanırsak, tırmanış kurgularımız da o denli gerçeklerle bağdaşır. Öte yandan, -özellikle tırmanış sporuna yeni başlayanlar için- bu beceriyi günlük hayattan örnekler üzerinde çalışarak da keskinleştirmek mümkündür. Hemen bir çalışma yapalım! Fakat başlamadan önce –nasıl fiziksel antrenmanlardan evvel sakatlanmamak ve performansımızı arttırmak için ısınıp esniyorsak- bir ön hazırlık yapmamız gerekiyor: Kafamızı boşaltmak ve zihnimizi bulandırabilecek şeylerden (uyaranlardan) olabildiğince arınmak! Dışarıdan gelen gürültüyü duyuyorsanız gidip pencerenizi kapatın, ağzınız kuruysa gidip su için, günışığı sinirinizi bozuyorsa perdeleri çekin… Ne yapıp ne edin sizi düş dünyanızdan çekip gerçeğin kalın kütüğüne bağlayacak uyaranlardan olabildiğince yakayı sıyırın. Kendinizi rahat hissettiğiniz bir yere, en konforlu hissettiğiniz biçimde yerleşin. Gözlerinizi kapatın. Düşleyin: Oturduğunuz yerden kalktınız, yavaş yavaş adımlayarak odadan dışarı çıktınız. Koridor boyunca yürüdünüz, mutfağa girdiniz. Buzdolabının kapısını açtınız, kola şişesini aldınız, açıp kafanıza diktiniz. Doya doya içtiniz! İşte bir zihinde canlandırma çalışması! Nasıl? İçinize sindi mi? Peki; şimdi aynı işi detaylara inerek yapmayı deneyin. Bu defa, oturduğunuz siyah deri koltuğun pencerenizden sızan öğlen güneşini sünger gibi emmiş olduğunu düşünün. Sanki bir alev topunun kucağında oturuyorsunuz. Kısa kollu beyaz gömleğinizin sırtınıza yapıştığını, burnunuza kendi ter kokunuzun buram buram geldiğini duyumsuyorsunuz. Koltuğun kabarık kolçaklarına öylece yatırdığınız pazılı ve çıplak ön kollarınız vıcık vıcık… Ağzınız kuru, diliniz damağınıza kaynamış sanki… Su!.. Su!.. Bu ve benzeri durumlara uygun birçok detaya inebilirsiniz. Detaylara indikçe kurgunuzun da gerçekçiliği artacaktır. Yalnız burada detaylara inmekten kastettiğim bu detayları kendinize TRT 1’den bildiri okurcasına dikte etmek değil; onları duyumsamak. Mesela mutfağa gidip, buzdolabını açtığınızı hayal ederken yüzünüze vuran soğuğu hissetmeye çalışmalısınız, kola şişesini kavradığınızda parmaklarınızın ucundan başlayarak kolunuza, oradan da gövdenize doğru yayılan soğukluğu fark etmelisiniz, kafanıza diktiğiniz kolanın şişeden boşalırkenki lıkırdısını, boğazınızdan geçerken genzinizdeki yanmayı es geçmemelisiniz. Ancak bu şekilde zihninizde canlandırdığınız kurgu, üzerinizde gerçek bir deneyim etkisi bırakmaya başlayabilir.Kendinizi kandırmalısınız bir bakıma; fakat dürüst şekilde. Örneğin üzerinde çalıştığınız bir proje rotasını ele alalım. Farz edelim ki defalarca deneme yapmışsınız fakat rotanın kilit pasajının son hamlesinde her seferinde düşmüşsünüz. Deniyorsunuz, deniyorsunuz… Olmuyor bir türlü! Rotanın görece basit pasajlarını geçip de kilide geldiğinizde üzerinizdeki yorgunluk, uzun zamandır hayalini kurduğunuz bu çıkışı zaferle noktalandırmanıza gene sadece birkaç hamle kalmış olmasının yarattığı stres, lider düşmek istemeyişiniz her seferinde o çok iyi çözümlediğiniz kilidin hamlelerini zihninizde karanlığa gömüyor. Her defasında gene gıdım gıdım tarta tarta, tedirginlik içerisinde hamleleri yapıyorsunuz. O son dead-point hamlesindeyse düpedüz dostlar alışverişte görsün tadında bir saldırışla baş belası tutamağa uzanıyorsunuz. E tabii, kaçınılmaz olarak düşüyorsunuz. Hep aynı hikâye… Eğer bu senaryoya zihinde canlandırma tekniğini uygulamak isterseniz ve o hep düştüğünüz yerde güle oynaya kilidi geçip gittiğinizi hayal ederseniz büyük ihtimalle olumlu bir sonuca varamazsınız kanaatindeyim. Çünkü gerçekte durum böyle değil, apaçık! Zihninizde canlandırırken dürüst şekilde orada yorulduğunuzu, kollarınızın büsbütün şiştiğini göz ardı etmemelisiniz. Kararlı olduğunuzu düşleyip, asla ama asla olumsuz bir iç konuşmaya davetiye çıkarmamalısınız. Dürüst ama gerçekçilik sınırları içerisinde kalarak kilitteki tüm hamleleri akıcı şekilde yaptığınızı, bir sonraki tutamağa yorgun kollarla da olsa tutunabilip yolunuza devam edebildiğinizi gözünüzde canlandırmalısınız. Kinesitetik (Devinduyumsal) İmajinasyon Hepimiz farkındayız; gözlerimiz kapalı olsa dahi kollarımızın, bacaklarımızın görece pozisyonunu biliriz. Kolumuzu, bacağımızı oynattığımızda onları görmesek de ne kadar ileri atıldıklarının, ne kadar havaya kalktıklarının farkındayızdır. Bu duyarlık “Kinesthesis (Devinduyum)” olarak adlandırılır ve kabaca hareket hissiyatı olarak ifade edilebilir. Gözlerimizi sıkıca yumup burnumuzun ucuna işaret parmağımızla dokunabilmemiz, ya da zifiri karanlıkta hiçbir şey görmeden yürüyebilmemiz, hatta koşabilmemiz işte kinesitetik duyumuzun yardımı sayesinde gerçekleşmektedir. Zihinde canlandırma kapsamında ele alındığında kinesitetik imajların esasen herhangi bir şeyin görsel canlandırılması, zihinde resmedilmesi olmadığını söylemek yerinde olur. Bilakis, zihnimizde beliren şey bir görüntü değil sadece “hissiyattır.” Ve tırmanış tecrübemiz derinleştikçe bir hamleyi zihnimizde canlandırırken onun gerçekçi görüntüsüyle beraber üzerimizde yaratacağı hissiyatı da eşzamanlı olarak birlikte duyumsamaya başlarız. On-Sight Tırmanışlarda Zihinde Canlandırma Tekniğinden Yararlanılabilir Mi? Şu ana kadar örnekler üzerinden konuşurken hep daha önceden denediğimiz, üzerinde çalıştığımız rotalardan yola çıktık. Fakat zihinde canlandırma tekniği on-sight tırmanışlarda da performansımıza fayda sağlayabilir. On-sight deneyeceğimiz bir rotayı yerden incelerken rota ile ilgili elde ettiğimiz ipuçlarına dayanarak yapabileceğimiz olası hamleleri zihnimizde canlandırarak kendimizi tırmanışa hazır edebiliriz. Örneğin aşağıdan bakıldığında pek de belli olmayan bir pasaj için iki farklı planımız olabilir: “Eğer oradaki tutamak yeterince derinse dead-point yapabilirim, ama değilse statik bir şekilde kontrollü olarak uzanmam gerekir,” düşüncesinden hareket edip iki farklı plan geliştirebiliriz. Ve bu iki plan için de olası çözümlemelerimizi zihnimizde canlandırıp o noktaya vardığımızda içine düşebileceğimiz kötü sürprizlerden belki de kendimizi kurtarabiliriz. Tırmanış Esnasında Zihinde Canlandırma Tekniği Kullanılabilir Mi? Değinmediğimiz bir başka nokta da zihinde canlandırmayı bizzat tırmanış esnasında kullanmak. Belki de pek çoğumuz bunu zaten uyguluyoruzdur bile. Herhangi bir tırmanışta eğer yaptığımız hamleler limitlerimizin altındaysa ve bu hamleler engram repertuarımızda netse ilgili hamleleri neredeyse üzerinde hiç kafa yormadan yaparız. Tıpkı, düz bir yolda bisiklete binerken dengemizi nasıl sağlayacağımızı düşünmememiz gibi. Fakat bizim için rota üzerinde kilit teşkil eden noktaya ulaştığımızda dikkatimiz bir anda tutamaklar, pozisyonumuz, kollarımızın yorgunluğu gibi unsurlara yoğunlaşır(Bisikletle bozuk bir yola girip, dikkatimizi yoldaki engebelere odaklamamız gibi). Böyle olunca hamlelerimizi yapmadan evvel şöyle bir tartıp biçeriz (özellikle dinamik hamlelerden evvel bu çekincelerle dolu tartım kendini çokça belli eder). İşte bu aşamada zihinde canlandırma yöntemine çok kısa bir süre için de olsa başvurulabilir. Şöyle ki, becerebileceğinizden emin olmadığınız bir hamleyi yapmak üzereyseniz, hamleyi hızlı bir şekilde gözünüzün önüne getirin. Hamleyi kafanızda bir film gibi oynatırken filmin hızını da sizin için en uygun şekline ayarlayın. Hamlenin dinamiğini ve kinesitetik hissini kavramaya çalışın. Hamleyi gerçekleştirdiğinizi görün zihninizde. Ardından da kurguladığınız bu hamleyi hayata geçirin. Sevgili arkadaşlar, Zihinsel Antrenman konusunun bir alt başlığı olan Zihinde Canlandırma tekniğini irdelemeye çalıştık. Takdir edersiniz ki bu konu daha oldukça genişletilebilir. Ben, bu makaleyi kaleme alırken hem zihinde canlandırma uygulaması hakkında biraz olsun fikir verip öneriler getirmek hem de meraklısına daha derine inmek adına yön gösterebilmeyi arzuladım. Dilerim faydalı olmuştur. Ve dilerim beğenerek okumuşsunuzdur. Kaynak: Burak Özdoğan |
|
|
|
|
![]() |
| Konu Araçları | |
| Mod Seç | |
|
|